22 Aralık 2015 Salı

Karmaşık Hayat

Bazılarını gerçekten anlamak zor. Ne amaçları belli ne de konuştukları. Öylesine çelişiyorlar ki bazen kendileriyle tıpkı ayakkabıları ters giyen çocuklar gibi düşüyorlar bazen gözümden. Neden hiç ne söylediklerini düşünüp söylemezler ki neden kalp kırmayı iyi görürler ki halbuki kalp kırmak bu kadar kolayken yapmak nasılda zor bilmezler mi? Gece bile benimsemişken  içindeki aydınlığı, neden şimdi insanlar bile renkleriyle ayrılır oldu? Bilmiyorlar tek rengin beyaz olduğunu, bilmiyorlar beyazın bütün renkler olduğunu. Ve bilmiyorlar yine beyazdan gelip beyaza gideceğimizi işte o zaman sözlerle kirletilen beyazın  üstündeki çamura, kire, toza inat yine beyaz olacağını bilecekler. Ve bildiğiniz ne çok şey var zannederken tek gerçeğin beyazda olduğunu öğrenecekler.

21 Aralık 2015 Pazartesi

Dört Mevsim

    Dört mevsim olası geliyor insanın. Her biri ayrı güzel, ayrı neşeli, ayrı bir huzurlu… Yaz güneşiyle kıskandırıyor, bu mevsimin en güzel heyecanı y yalın ayak, ayakkabısız özgürce dolanmaktır bence. Bazen deniz kenarında parmak arası terliklerinle soluksuzca koşmaktır. Piknik yapıp tıka basa doymaktır yaz. Beyazlığı ve saflığın temsili ise kıştır. Kış öylesine bir mevsim ki soğuğuna inat mutluluğuyla ısıtır. Kartopu keyfi bir yana botların içine kaçan karın ıslaklığı apayrı his katar, eldivenlerin ıslanıp elleri bile üşütmesi güzeldir o an. Yapılan kaymalar, kayarken birbirine çarpmalar da eğlencenin zirvesine ulaştır insanı ya aşk ve durgunluk mevsimi ilkbahara ne demeli? Çiçekler süslüyor baharı ilkbaharın kendine has mayhoş bir havası var. Bu mevsimde en güzellerden biri yaprakların terk edişini ise sonbahar anlatır. Rüzgarın esintisinde sürüklenen yapraklar adeta dans eder gökyüzünde.  Sonbahar bekler, son bahar hüzünlüdür biraz bekleyiştir, bile bile bir gidiştir ama yine de sonu hep bir murada eriştir. İşte kısaca bütün mevsimler güzeldir etrafımızda o kadar çok güzellik var ki görmek için bir dönüp bakmak yeterli. Ve bakmak için sadece bir isteyiş yeterlidir.


14 Aralık 2015 Pazartesi

Issız

Issız bir parkta sallanırken insan, gökyüzüne dokunacağını düşünür bazen
sonsuz mavinin derinliklerinde kaybolup gideceğini hayal eder
düşler kurar, mutluluğa dair içinden şarkılar söyler biraz hüzünlü biraz
melankolik birazda aşk kokan  hızlanır git gide sallanışlar düşündükçe
hızlanır hızlandıkça düşünür, sonra birden ya kopar ipleri salıncağın tüm
düşler suratına yapışır insanın ya da durur salıncak, düşlerde durur
mavilikler siyah olur ansızın mutluluk hüzün. Hüzünler acı şarkılar
birer feryat olur duyan olmaz salıncağın ardında kimse kalmamıştır
sallayan ayaklarındaki ayakkabıların rengine bile takılır o an kimsesi kalmayanların sessiz uğraşı olur renkli ayaklar, ayakkabılar ve o an karanlık çöker başta parka sonra tüm şehre ve sen
siyah görürsün her şeyi konuşmak istersin konuşamazsın konuşursun anlayan olmaz
yine susarsın düşüncelerindeki renkleri de alır gidersin.  Sonra herkes toplanır başına gözlerinde alaycı gülümsemeler.
Nefret edersin insanlardan kaçarsın bilmediğin bir yere yerde gözünden
akan yaşların izleri basmadan üzerine koşarsın koşarsın bir
uçurum çıkar karşına. Durup kalırsın bir süre. Sonra bakarsın ardına.
Herkes arkanda. Atla atla diye tempo tutarken görürsün dostlarını ve
gülümsersin son bir defa ayakkabılarını da bir kenara bırakır atarsın kendini boşluğa rüzgar da savrulur,
sallanırsın. Salıncakta olmasan da son kez sallanmış olursun yine…

13 Aralık 2015 Pazar

İnsanlar

Her yer ne kadar kalabalık değil mi? Otobüs durakları, alışveriş merkezleri, caddeler, piknik alanları, eğlence mekanları,hatta ayakkabı dükkanları.. herhangi bir şey için beklediğin sıra ve hatta kendi etrafın bile kalabalık. Her yer insan seli.ayakkabılarını bile seçemez ayaklarını bile göremez olur insan. Bazen kendi sesini bile duyamazsın kalabalıkta başkalarının sesinden. Ama o kalabalıkta bile yalnızsındır aslında. Herkes bir arada ama herkes tek başına, herkes bir arada ama herkes yalnız… İnsanın yalnızlığı kendi tarihinin çok eskilerine dayanır. Çünkü yalnızlık doğarken başlar. Kulağına gelen ilk cümle ‘’hoş geldin’’ cümlesidir. Bu, belki de hayatın boyunca duyduğun – duyacağın en samimi, en hoş ilk ve son cümledir. Yıllar geçtikçe ve sen büyüdükçe samimiyetlerin azaldığını, düşüncelerin negatifleştiğini ve yavaş yavaş yalnız kalmaya mahkum edildiğini görürsün ve en sonunda yalnızlaştırılırsın. Bazıları yalnızlığı isteyerek seçer ama bazılarına da seçenek bırakılmaz, yalnızlaştırılır. Ölürken de yalnızsın. Tabutunun etrafındaki yabancı elleri hissettiğinde anlarsın. Son cümle ‘’iyi bilirdik’’ cümlesi değil midir? Yanında olmadılar, mücadelene katılmadılar, elinden tutmadılar, koluna girmediler ve seni hiç tanımadılar. Ama seni hayat boyu hep iyi bildiler. Ne kadar samimi değil mi? Dedim ya; samimi ikinci cümle yoktur. İşte kısaca bir hayat boyu yalnızız aslında.